Yeni açıklanan katsayıların YÖK’ün daha önceden vurgusunu yaptığı “mağduriyet yaratmayacak ölçülerde olacak” açıklamasına uygun mu?
Katsayılı Yerleştirme Modeli kaldırıldığında uygulanacak sistem ile şu an açıklanan yeni katsayılarla yaşanacak süreç arasında çok kayda değer bir farkın olmayacağını söyleyebilirim. Yasal gereklilik katsayıyı emrettiğine göre en makul ölçülerde olması gereken de buydu zaten.
YÖK açıkladığı yeni katsayı kararıyla neyi değiştirmiş oldu?
Temmuz ayında alınan karar doğrultusunda sınava katılan bütün adayların ağırlıklı ortaöğretim başarı puanlarının (AOBP) minimum 100 , maksimum 500 olacağı kabul edilmişti. Yerleştirme puanları hesaplanırken de bu puanların sınava katılan tüm öğrenciler için mesleki olmayan tercihlerde 0,15 katsayı ile, mesleki programlarda ise 0,21 katsayı ile çarpılacağı karara bağlanmıştı. Basit bir hesaplamayla mesleki programları tercih etmeyen adayların AOBP’den maksimum 75 puan, mesleki tercihlerde ise AOBP’den maksimum 105 puan alacakları sonucu çıkmıştı. Alan içi ve alan dışı kavramı mesleki olmayan lisans programları için sistem dışı bırakılmıştı.
17 Aralık 2009 tarihinde açıklanan yeni duruma göre alan içi ve alan dışı kavramı tekrar üniversiteye giriş sistemine dahil edilmiş oldu. Kısaca lisede fen bilimleri alanında okuyan bir aday tıp veya mühendislik programlarını seçerken geçtiğimiz yıl olduğu gibi alan içi tercih yapmış kabul edilecek, hukuk veya gazetecilik tercihlerinde ise alan dışında seçim yapmış olacak.
Özetle 2009 yılında lise tür ve alanlarının kapsamında yer alan programlardan hangileri ilgili lise tür ve alanının devamı niteliğindeyse yine aynı programlar aynı tür ve alanın sınırları içine alınmış oldu. Hal böyle olunca AOBP katkı katsayılarındaki eşitlik de değişti. 0,15 olan sabit katsayı, alan içi için aynen korunurken, alan dışında 0,02’lik bir eksiltmeye gidildi ve 0,13 olarak karara bağlandı. Mesleki yükseköğretim programlarıyla ilgili tercihlerde ise 0,15 katsayısının üzerine ilave edilen 0,06 katsayısı yeni duruma göre 0,05 olarak ilave edileceği için mesleki lisans tercihlerinde yeni katsayı 0,20 olarak kabul edilmiş oldu.
YÖK bu değişimle; “Alan içi ve ve alan dışı ayrımını devam ettireceğim, bu ayrım azami 10 puanlık bir fark yaratacak, Meslek liseli adaylar kendi alanlarının devamı niteliğindeki lisans programlarını seçerken +0,05 daha avantajlı olacak, bu avantajdan dolayı da ilgili öğrenciler diğer öğrencilerden azami 25 puan daha yukarıya ulaşabilecekler, alan dışından tercih yapmaya yönelen öğrenciler Türkiye genelinde eğer ilk 1000 arasına girerek üstün başarı gösterirlerse bu öğrencilere de 10 puanlık kaybı yansıtmayıp alan içi öğrencisiymiş gibi değerlendireceğim” demek istedi.
Yeni katsayılar adayların başarısına ne ölçüde yansıyacak, ortaya çıkan yeni durumla adaylar açıklarını hangi başarı ile kapatabilecekler?
Sistemdeki bu değişimin etkisini puan aralıkları arasındaki farka bakarak değerlendirmek doğru olacaktır. Eğer sınav sistemi ve puan hesaplamada kullanılan kriterler değişmemiş olsaydı “evet bu değişim sınava bu yıl katılacak adayları oldukça etkileyecek” diye düşünürdük. 2009 ve öncesinde uygulanan sınavlarda adayların puanları 100-300 aralığındaydı. Kısaca adaylar 200 puanlık bir dağılım içinde yer alıyorlardı. Basit bir ifade ile 1 buçuk milyon öğrenciyi bu 200 puanın arasına sıkıştırıyorduk. AOBP farkı ise 2009 yılında alan içi ve alan dışı değerlendirme kriterleri bakımından 50 puandı. Yıllarca adaletsizlik diye eleştirdiğimiz husus budur. 200 puanlık bir dağılımda sınav başarısı itibariyle eşit olan iki öğrenci arasında sadece AOBP’den 50 puanlık bir fark oluşabiliyordu. Şimdi bu fark 10 puana düşmüş oldu. Bu bir.
İkinci olarak 2010 yılında uygulanacak sınavın hesaplama modelinde puan aralığı genişletildi. En küçük puan 100, en büyük puan ise 500 olacak. Kısaca 1 buçuk milyon aday 400 puanlık dağılım içinde kendine yer bulacak. 400 puanlık dağılım içinde 10 puanlık alan içi-alan dışı ayrılığını amiyane tabirle devede kulak olarak ifade edebiliriz. En azından 2009 ve öncesine oranla çok köklü bir dönüşüm olarak kabul edebilir ve makul karşılayabiliriz.
2009 ve öncesinde Türkiye’nin en başarılı lisesinin 1.si olduğunuzu düşünün ve üniversite sınavına girip sınavda da Türkiye birincisi olduğunuzu varsayın. Sizin bu başarıyla alan dışında değil alan içinde bile giremeyeceğiniz yükseköğretim programları vardı. 2009 ve öncesindeki sistemin en önemli arızalarından biri buydu.
Ayrıca alan dışı seçim yapmak isteyip 0,3 katsayı ile kaybettiğiniz puanları sınav performansıyla telafi etmeye kalktığınızda ise tüm soruları yapsanız bile nitelikli üniversitelerin vasat programlarına dahi yerleşmekte zorlanıyordunuz. Çünkü AOBP katsayı farkından kaynaklanan 40-50 puanlık farkı sınav performansıyla kapatabilmek için asgari 50-60 soru daha yapmanız gerekiyordu. Zaten soru sınırı olan bir sınavda bu kadar fazladan soruyu bulamıyordunuz.
Yeni duruma göre bu fark azami 10 puana düştüğü için YGS’de ortalama 4 soruyla, LYS’de ise ortalama 6 veya 7 soruyla bu açığı artık kapatabiliyorsunuz. 30 soruluk bir testte 50 soruluk açığı kapatmak mümkün değilken 80 veya 90 soruluk bir testte ekstradan 6-7 soru daha yapabilmek ve AOBP kaybını ortadan kaldırabilmek gayet mümkün. Bu açıdan sistem başarıyı ödüllendiriyor. Hak edenin hakkını veriyor diyebiliriz.
Bu değişim temmuz ayındaki katsayıları kaldırılmış sistemden çok farklı değil. Adaylara tavsiyem hangi heyecanla bu hazırlığa başlamışlarsa aynı heyecan ve motivasyonla hazırlıklarını sürdürmeleridir.
Kısa süreli de olsa motivasyon bozucu bir süreç yaşandı. Bundan sonra umarım bu tür karar değişiklikleri sık yaşanmaz ve adayların hazırlık süreci sekteye uğramaz.
Yeniden itiraz olabilir mi, Danıştay yürütmeyi yeniden durdurabilir mi?
Türkiye bir hukuk devletidir. Üniversiteye giriş ile ilgili koşulları belirleme yetkisi yasal olarak YÖK’e verilmiştir. YÖK’de bu hakkını hiçbir grup ve zümreyi kayırmadan akademik, bilimsel ve gelişmiş ülke standartlarında ülke menfaatleri doğrultusunda kullanabilme yeterliliğindedir. Elbetteki hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı olarak YÖK ve benzeri kurulların kararları hukuk denetimine açıktır. Ancak Danıştay’ın son kararına dayanak teşkil eden eşitlikteki eşitsizlik bu karar ile nispeten giderilmiş, farklılık katsayılara yansıtılmıştır. Öte yandan eğitim sistemimizin yürütülmesi ile ilgili yasal düzenlemelerin de acilen parlamento çatısında ele alınması ve değişen global dünyanın zorunluluklarına göre yeniden şekillendirilmesi gerekir. Çünkü 1998 yılında alınan kararların eğitimin bu günkü ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak olduğu da aşikar.
SALİM ÜNSAL
Kültür Dersaneleri Rehberlik Genel Koord.